top of page

Muhasebeci mi, icra kurulu üyesi mi?

Yazarın fotoğrafı: Özkan Demir
Özkan Demir
1 saat önce
2 dakikada okunur

Şirket sahiplerine soruyorum: muhasebe departmanınızı tarif eder misiniz? Cevap neredeyse hep aynı. "Vergilere bakan birim." "Resmi kayıtları tutan yer."


Yanlış değil. Eksik.


Muhasebe departmanı, şirket sahibi için ürettiği veri kadar değerlidir. Yalnız vergiyi ve resmi kayıtları raporluyorsanız muhasebecisiniz. Yönetimin karar alırken kullanacağı raporu üretebiliyorsanız, icra kurulu üyesisiniz. Aynı masa, aynı bilgisayar, aynı mizan; sandalyeniz değişiyor.



İki muhasebe, iki soru

Finansal muhasebe geçmişi kaydeder. Ne oldu, ne kadar oldu, kime ne borçluyuz. Mevzuat bunu ister, banka bunu okur, vergi dairesi bunu denetler. Vazgeçilmez.


Yönetim muhasebesinin işi başka. Amacı iki cümle: maliyeti hesaplamak ve o maliyet verisini karar alırken kullanmak. Planlarken, kontrol ederken, karar verirken. Yani finansal muhasebe "ne oldu" der; yönetim muhasebesi "şimdi ne yapalım" sorusuna rakam verir.


Patronun sorduğu soru hangisi? İkincisi. Ama masasına gelen rapor çoğu zaman birincisi. Boşluk tam burada.



Kapasite ile talep arasında

Bir işletmenin kapasitesi, üretebileceği azami miktardır. Talep ise, basit söyleyeyim, siparişlerdir. Patron her gün bu ikisinin arasında yaşıyor: makine boş kalmasın diye sipariş kovalıyor, sipariş gelince yetişemiyor.


Aslolan şu: kapasite ile talep arasındaki dengeyi nakit yaratacak seviyeye çekmek. O seviyenin bir adı var: başabaş noktası.


Başabaş noktası bir muhasebe terimi gibi durur; aslında bir yönetim sorusudur. "Kaç adet satarsam ay sonunda kasada eksi görmem?" Bu soruya cevap veren rapor, patronun masasında her gün açık durur. Vergi beyannamesi durmaz.



Müşteri sizin maliyetinize bakmaz

Bir şeyi daha netleştirelim, çünkü çoğu fiyat kararı burada kırılıyor.


Bursa'dan Ankara'ya sefer yapan bir otobüs düşünün. Yakıt, şoför, muavin, lastik havası, yanmayan far; hepsi şirketin maliyeti. Hiçbiri müşterinin maliyeti değil. Müşteri piyasa fiyatına bakar, kaliteye bakar, satış sonrası servise bakar; en az parayla en çok faydayı almaya çalışır. Sizin yakıt gideriniz onun umurunda değildir.


"Maliyetimiz bu, üstüne şu kadar koyduk, fiyat bu" diyen şirket, fiyatı içeriden dışarıya kurar ve sonra pazarın kabul etmesi için dua eder. Yönetim muhasebesi tersini yapar: pazarın kabul ettiği fiyattan başlar, o fiyata hangi maliyetle sığılacağını sorar.



Bunu mükellefinize nasıl anlatırsınız

Vergi işini zaten yapıyorsunuz; patron da bunu görüyor. Görmediği, aynı mizandan bir başabaş tablosunun çıkabileceği. Bir ay, tek sayfa: sabit giderler, birim katkı, kaç adette başabaş. Bunu masaya koyduğunuz gün sandalyeniz değişir.


Patron bu yazıyı okuyorsa: mali müşavirinizden vergi beyannamesi dışında bir şey istemediyseniz, size icra kurulu üyesi değil muhasebeci gönderdiniz demektir. Bir kez sorun: "Kaç adet satınca başabaşa geliyorum?" Cevap gelirse muhasebeniz departman değil, yönetimdir.



Sadece vergiyi raporluyorsanız muhasebecisiniz. Yönetimin kararını raporluyorsanız icra kurulu üyesisiniz.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Depoda param yatıyor, en çok satan mal yine yok

Para var; yanlış rafta duruyor. Eczacının dolabı bu işin en sezgisel hâlidir: tansiyon ilacı ön rafta, grip şurubu sezon öncesi, nadir serum depodan. Şirketin deposu da böyle dizilir.

 
 
 
Kâr ediyor, yine de para arıyor: römork

Mükellefiniz faaliyetten ayda on bin artı veriyor ve hâlâ para arıyor. Yalan söylemiyor. Klasik başabaş kârı sorar; finansal başabaş nakdi. Arada bir römork var: borç ödeme yükü.

 
 
 
Boğulmakta olana yüzme öğretilmez

Krizdeki patron akılsız değildir; tünelin içindedir. Tehdit Katılığı Etkisi görüş alanını daraltır, bildiği tek hamleyi tekrarlatır. Bu noktadaki insana CVP anlatılmaz. Önce kurtarılır.

 
 
 

Yorumlar


© 2025 Finansal Kriz Yönetimi ve Stratejik Çözüm Merkezi. Tüm Hakları Saklıdır.

  • LinkedIn
bottom of page